Ana Sayfa Seyahat Notları Yezd

Yezd

Şiraz’dan Yezd'e sabaha karsı varıyor otobüsümüz, daha doğrusu eski zaman dolmuşlarının biraz büyükçesi. O kadar tangır tungurdan sonra insanda kafa namına fazla bir şey kalmıyor. Terminal'den Meydan-I Amir Chahkmagh'a taksi ile geldikten sonra Malek-o-tujjar hotelini aramaya koyuldum. Sonunda çarşının içinde sora sora buluyorum 200 yıllık hoteli- yoksa han mı demem gerekir - ama bu sefer de açan yok. Çarşının içindeki fırından yeni çıkmış pide ile kahvaltı yaptıktan şansımı tekrar deniyorum ama yine açan yok. Ardından meydanın yanındaki otellerden birine doğru yöneldim.

Yezd, Lut ve Kavir çöllerinin kıyısında, Unesco tarafından da kültür mirası olarak sayılan antik kerpiç evleri ile İran’daki gezeceğim son şehir. Ayrıca, Zerdüştlerin 'Sessizlik Kulesi', ateş tapınakları da yer alıyor burada.

Otele eşyaları bıraktıktan sonra Zerdüştlerin sessizlik kulelerine, buradakilerin 'Daghmeh' dedikleri eski Zerdüşt kalıntılarının olduğu yere gittim. Şehre çok uzak değil, ancak kıyısında, pek araba geçmeyen bir yerde. O yüzden taksiciye beklemesini söyledim. Sessizlik kuleleri karşılıklı iki kayalık tepenin üstünde yer alıyor. Tepeye giden yol çok uzun değil ama artık Iranın güneyine doğru inildikçe sıcaklık da kendini belli ettiğinden, çıkarken insan zorlanıyor.

Zerdüştler, ölülerini yakmadan 'özgür kalmaları' için bu sessizlik kulelerine kuşlara ve vahşi hayvanlara bırakırmış. Tepelerin altında yer alan şimdiki bina kalıntılarında, ölüler yukarıya taşınmadan önce hazırlanırmış.

Tepeye kadar çıkıyorum ama eşikteki kapı oldukça dar, geçmekte zorlandım. Ortadaki çukur daire dışında göze çarpan herhangi bir resim, yazı, kabartma göze çarpmıyor. Vardıysa bile artık tarihin içinde kaybolmuş

Meydana geri döndükten sonra antik şehri keşfe çıkıyorum bu sefer. Kerpiç, çamur kaplı antik evler arasından 'Zendan-i Iskender' e kadar yolumu buldum. Evlerin arasında kaybolmak çok kolay, çünkü bir sokağı, bir evi diğerinden ayırt edecek fazla birse yok.

İran’da Hazar denizi kıyıları, Haşhaşilerin ünlü Alamut kalesi, Tebriz'den biraz güneyde yer alan 'Taht-I Süleyman' gezmediğim yerler içinde kaldı. Alamut kalesini, hem aynı adlı romanını ardından da Amin Maoluf'un Semerkant’ını okuduktan sonra gitmeye niyetlenmiştim ama Tebriz'e gelirken konuştuğum İranlılar kaleden geriye fazla bir şey kalmadığını söylediler. Moğollar neredeyse tamamını yakıp yıkmışlar. İran ‘in kuzeydoğu kısımları, Mashad civarı da pek ilgimi çekmedi açıkçası. Ama Mashad'in yakınında yer alan Tus kasabası ile ilgili bir hikaye okumuştum. Hikaye şöyle :

Gazali, öğrenim için Tus kasabasına giderken bulunduğu kervan yolda haydutlarca soyulur ve haydutlar kervandakilerin neyi var neyi yoksa hepsini alırlar. Iman Gazali, haydutların sefine giderek kendilerinin isine yaramayacak olan çantayı geri ister. Haydutların şefi içinde ne olduğunu sorduğunda, ilmi çalışmaları ve ders notları olduğunu söyler. Bunun üzerine haydutların şefi de 'Çantandan mahrum kalınca ilmin gidiyorsa, böyle ilim mi olur' diyerek çantayı geri verir. Gazali de bunu ilahi bir ihtar olarak kabul eder.

Aksama Zahedan biletini almak için terminale gittim ama bu sefer hazırlıklıyım, bileti almadan önce 'Volvo' olup olmadığını soruyorum. Neysek Volvo’ymuş. Zahedan ‘da kalma niyetim yok; buradaki İranlılar bile orası için tekin değil dedikten sonra..

Artık önümde 30 saatlik Lut ve Taftan çölleri var.


Seyahat

Endonezya Kuta'da döviz büfelerinde dolandırıcılık vakaları ilgili uyarılar var. Paranızı bozdurduktan sonra tekrar saymalarına izin vermeyin.