Ana Sayfa Seyahat Notları Yangon

Yangon

Still alive ..

Myanmar'a gidişim biraz sorunlu oldu. Katmandu havaalanında Biman Bangladeş standında check-in için sıra geldiğinde görevli önce bilete bakıp, ardından bir başka görevliyi kâgirdi, bize de 'Bir kenarda bekleyin' dedi. Benimle beraber Yangon'a Dakka üzerinden giden Finli bir eleman daha var.

Gelen bir başka görevli, biletimizde sorun olduğunu, Dakka havaalanında 6 saatten fazla kalamayacağımızı söyledi. Otelde kalmamız gerekiyormuş, ama aldığımız bilet buna izin vermiyormuş. Acenteler hep böyle yapıyormuş, gerisini düşünmüyorlarmış. Neredeyse bizi göndermeyecek. Sonunda bir kâğıda bilet numarası ile birlikte bir dilekçe olarak durumumuzu yazdık da kabul ettiler. Bir saatlik uçuştan sonra Dakka'ya vardık, buradaki görevliler ise hiç sormadan bizi otele yerleştirdi.

Otelde bir gece kaldıktan sonra tekrar Dakka havaalanına geri donduk. Uçak, bir saat rötar ve bir buçuk saatlik uçuştan sonra Yangon havaalanına indi. Uçakta ayrıca, hostes 3-4 nüsha belge dağıttı, doldurmamız için. Kimlik bilgileri, para bilgileri, imzalar falan..

Bu kadar çok formaliteyle, giriş daha zahmetli olur diye bekliyordum ama havaalanına indiğimizde fazla sorun çıkarmadan gümrükten geçtik. Kendimi 200 dolarlık FEC için hazırlamıştım ama bunun kullanımı iki senedir kaldırılmış. FEC (Foreign Exchange Curreny), Myanmar hükûmeti tarafından ülkedeki yabancı para biriminin dolaşımını önlemek için uygulamaya konmuş. 1 FEC, 1 dolara eşit. Ben görmedim ama kitapta monopol oyunundaki oyuncak paralara benzediğini yazıyor.

Taksi ile önce Sule Paya'ya geldim, ucuz hotellerin çoğu bu civarda yer alıyor. Hotele yerleştikten sonra para bozdurmak için dışarı çıktım, çünkü üzerimde sadece dolar var. Myanmar’ın para birimi Kyat (çet diye okunuyor). Bir dolar 1200 Kyat civarında, ama ülkede %30 seviyelerinde bir enflasyon da var. Akşam üzeri sokakları biraz dolaşırken birisi yaklaşıp para bozdurmak isteyip istemediğimi sordu. 'Tamam' dedim, adamın ardından yürümeye başladım. 3-4 sokak gittik, hala gidiyoruz.

Bir ara sokağa daldık, sonra bir başka arkadaşı geldi elemanın, bir şeyler konuştuktan sonra ayrıldı. Parayı o getirecekmiş. Bekle, bekle gelen giden yok. Adamın ardımdan seslenmelerine boş verip geri dondum. Hotele yaklaşırken bu sefer de bir başka dövizci 'Hello mister, do you want to make same business?' diye laf attı. Alt tarafı biraz para bozdurucum, uyuşturucu müptelası muamelesi görüyoruz.

Biraz Myanmar hakkında bilgi vereyim. Ülke, uzun zamandır askeri rejim ile yönetiliyor. 1989 yılında yapılan seçimlerde National League partisi seçimleri % 85 gibi oy almaşına rağmen SLORC (State Law and Order Restoration Council ) seçimi iptal etmiş, halen de yönetimdeler. Ülkeye karayolu ile ulaşım yasak, sadece havayolu ile ulaşabiliyorsunuz. Cep telefonları çalışmıyor, bir gsm şebekesi var ama erişim yok. Internet ise kısıtlı, web tabanlı e-mail sitelerine giremiyorsunuz. Girmek istediğinizde kısıtlama mesajı ekrana geliyor. Gerçi yine de, önceki tecrübelerden yaralanıp gmail ve yahoo'ya girdim ama dışarıya giden mesajların ne kadarının monitör edildiğini bilmediğim için mail göndermedim.

Seyahat çeklerini bozduramıyorsunuz ve ATM yok. Ülkenin her yerini dolaşamıyorsunuz. Mandalay'dan yukarısı (Altın Üçgen bölgesi) ve ülkenin doğusuna gidemiyorsunuz.

Halkın %65'i Burman. Myanmar’ın eski adi Burma da buradan geliyor, ancak belli bir halkı ifade ettiği için ülkenin adı değiştirilmiş. Ülkenin adı ile birlikte pek çok yerin adi da değişiklikten nasibini almış. Başkent Yangon ‘un eski adi ise Rangoon. Burman alfabesindeki harfler de spiral, dairesel şekilde; hiç keskin uçlu harf yok. Halkın büyük kısmi Budist, ancak buradaki Budizm, Theravada Budizm’i, Tibet Budizm’inden farklı. Nepal'de her yerde duyduğum müzik eşliğindeki 'Om mani padme hum' sesleri burada hiç duyulmuyor.

Nihayet biraz para bozdurduktan sonra dışarı çıkıp caddeleri turlamaya başladım. Yangon, eski bir İngiliz kolonisi olduğu için sokaklar ızgara seklinde ayrılmış ve isimleri de numaralanmış. İlk dikkati çeken şey erkeklerin giydiği piti kareli entariler. Longyi dedikleri eteklerle oldukça rahat dolaşıyorlar ortalıklarda. Kadınların yüzlerinde de thanaka adında bir makyaj var. Yanakları, alınları, kolları hep sari renk boyalı. Ayrıca küçük çocuklara da bu makyajdan yapıyorlar. Nadiren de olsa bundan yapan erkekler de var.

Yangon sokakları, işportacı, sokak restoranları, çayhaneler ile dolu. Sokak restoranlarında noddle tarzı yemekler daha çok; yalnız kokularına pek alışamadım. Her sokakta belirli tipte dükkânlar sıralı. Birinde karton mukavva dükkânları, birinde elektrik malzemeleri, bir başkasında çanta satanlar hep ayrı ayrı sokaklardalar.

En yakındaki Sule Paya'yi gezdikten sonra yakınındaki binanın resmini çekerken bir polis yaklaşıp uyardı, şehir meclis binasıymış. Akşamüstüne doğru Shwedagon Paya'yi görmeye gittim. 98 metrelik bu dev pagodanın kesin yapılış tarihi belli değil ama 1000 seneden fazla olduğu yazıyor. İçeri girerken ayakkabıları çıkarmak gerekiyor ve uzun, geniş bir koridordan geçerek pagodaya giriliyor. Koridorda hediyelik eşya satanlar, rahiplerin, yere yatıp teşbih çekenlerin arasından pagodaya girdim.

Pagodanın içi yüzlerce Buda heykeli, bina ve Budist rahiplerle dolu. Görünüşü gerçekten güzel. Akşamüstüne doğru gittim, hava karardıktan sonra geri dondum. Gün içinde, güneş batarken ve akşam, farklı havası var. Stupanin tepesinde 53 metreküplük altın ve 5000'den fazla elmas yaralıyormuş, bilet alırken verdikleri broşüre göre. Gerçi yakından göremiyorsunuz, sabit bir dürbünle bakıyorsunuz, onda da görüntü çok uzak kalıyor. O yüzden orada elmas değil cam da olsa çok fark etmiyor aslında.

Ertesi gün Inya lake'i biraz dolaştım. Burası bir park, daha doğrusu bir arberetum, çeşit çeşit ağaçlar, bitkiler yer alıyor, üzerlerindeki etiketleri ile birlikte. Ayriyeten gördüğüm kadarıyla da sevgililerin buluşma mekânı. Dolaşırken yorulmuşum, göldeki bir restorana oturup menüyü istedim. Menu oldukça zengin, kurbağalı, domuzlu, tavuklu bir suru yemek var. Deniz ürünlerinden bir noddle söyledim. Gerçi aralarda ilk defa gördüğüm şeyler de vardı ama hiç fark etmedi.

Akşama doğru China town'u biraz dolaşıp, dönerken de nehir kenarından doğru yürüdüm. Yangoon nehri oldukça geniş, neredeyse bizim boğaz kadar var. Rengi ise bulanık, çamur renginde. Karşı tarafa işleyen küçük tekneler, vapurlar dolu. Biraz resim çekip hotele dönmeye karar verdim, dönerken de ara sokaklardan geçiyorum. Zemin katlardaki evlerin oturma odalarından sokağı sadece sürgülü bir demir kapik ayırıyor, içeriyi tamamen görüyorsunuz. Sokakta giderken, insanları oturma odalarında koltuklarına kurulmuş fanilalarıyla televizyon seyrederken görmek de oldukça ilginç.


Seyahat

Gideceğiniz ülkelerle ilgili olarak daha önceden o ülkenin kültürü, dini ve insanlar hakkında yazıları okuyun. Uyarılara dikkat edin. Gezeceğiniz yerin tehlikelerinden daha önceden haberdar olun.