Ana Sayfa Seyahat Notları Varanasi

Varanasi

Agra'daki tren istasyonunda bekleme listeli biletle beklerken, Jodhpur-Haridwar Express de perona yanaştı. Yataklı vagonlardan birine atladım, içerisi hınca hınç dolu. Hemen herkes uyuyor. Uyumayanlar da bir yatakta iki-üç kişi beraberce oturuyorlardı. Birkaç vagona daha baktım, onlarda da durum hiç iç açıcı değil. Tekrar ilk vagona donup uyuyan birinin ayakucuna oturdum. Oturdum ama kafamı eğmek zorundayım çünkü bir üstteki ranzada uyuyanın yattığı yere denk geliyor. Sırt çantasını da koyacak yer yok. 'Buna da şükür' dedim. Tren kalktıktan 15-20 dakika sonra kondüktör geldi, bilete bakıp 'Waiting list' dedikten sonra da bilete bir çizik atıp gitti.

İnsanlar uyanmaya başlayınca ben de kalacak yer bakmaya başladım. Biraz bakındıktan sonra yeni kalkan birinin yanına geçtim, hatta sonra terfi edip pencere kenarında oturmaya bile muvaffak olabildim. Dışarısı yine alabildiğine yeşillik; tarlalar, köyler, bataklıklar, çeşit çeşit ağaçlar.. Doğa buraya öylesine cömert davranmış ki. Her iki ufka kadar, kilometrelerce, saatlerce böyle devam ediyor, herhangi bir yükselti olmadan. Tanıştığım yabancı turistlerden biri söylemişti, Hindistan'da saatte ortalama 14 bin bebek doğuyormuş. Yaklaşık 50 sonra da Çin'i geçecekler, ama bana öyle geliyor ki buralar bir milyarı daha besler.

Agra'da bileti alırken '8 saat civarı' sürer demişlerdi. Tren de oldukça hisli gidiyor, ama bu gidişle hava kararmadan orada olmam imkânsız. Varanasi için de 'Geceleri dışarı çıkmayın, oldukça tehlikeli. Hoteller bile kapılarını kilitliyorlar' diye yazmışlar. Mughal Sarai'ye yaklaşırken hava iyice kararmaya başlamıştı. Gündüz uzaktan görünen ağaçlar, birden bastıran sis yada dumanlar arasında bu sefer belli belirsiz gözüküyorlar. Manzaranın görünüşü oldukça ürkütücü, korku filmlerindeki sahnelerden çıkmış gibi. Aksam 7 gibi perona yanaştığında dışarısını artık gece karanlığı bürümüştü. Varanasi ‘ye giden tempolari ararken, otobüsler terminalinde Varanasi otobüslerine denk geldim, hemen atladım.

Varanasi, Hindular için en kutsal kentlerden biri. Burası ölmeye gelinen bir şehir, bir nekropol. Ganj'ın kıyısında yer alıyor. Nüfusu çok fazla değil, ama nehrin sadece bir tarafına yığılı olduğu için oldukça kalabalık bir görüntüsü var. Eski adi Benares, ki bindiğim otobüsün muavini de yolcu toplarken 'Benares, Benares' diye bağırıyordu.

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra otobüs terminaline vardık, ancak yol öyle bozuk, öyle tozluydu ki Hintliler bile mendillerle ellerini kapatıyorlardı. Otobüsten inince, 'Godaulia' diye bakınırken, otobüsteki bir Hintli oraya beraber gitmeyi teklif etti. Kabul edip bir bisikletli rikşaya bindik. Yaklaşık 7-8 kilometre yol, ve bu arada Hintlilerin ödedikleri normal ücreti öğrendim; 5 rupi! Daha sonraları bu yolu birkaç defa daha gidip geldim, lakin 10 rupiden daha aşağı hiç inemedim. Hele sırt çantası da varsa pazarlık şansı pek olmuyor.

Bisikletli rikşa ile kalabalık caddelerde gidiyoruz. İnanılmaz bir rikşa trafiği var, kimin nereye gittiği belli değil. Yol ise gördüğüm en bozuk yol, her taraf toz toprak içinde. Zaten çok yavaş gidiyoruz, bir hotel komisyoncusu rikşanin yanına geldi, hem konuşuyor, hem bizle beraber yürüyor. Bir hotel adi söyledi, ghatlara yakınmış. 'Tamam' deyip söylediği hotele doğru yola koyulduk. Varanasi'nin nehre yakın olan sokakları o kadar dar ki, bisikletli rikşalar bile buralara gidemiyor.

Rikşanin gidebileceği yere kadar gittikten sonra çantaları yüklenip komisyoncunun peşinden gitmeye başladım. Sokaklar o kadar karışık ki tarif etmek imkânsız. 4-5 metre düz gitmiyor yol, sağa dönüyor, sola dönüyor, karanlık koridorlardan geçiyor, ikiye ayrılıyor.. Bazen iki kişinin zor sığdığı sokaklar oldukça loş, uzaktan gelen ışıkla yolda yanınızdan geceni zor ayırt edebiliyorsunuz. Yaklaşık iki-üç dakika sonra arkamdaki yolu tamamen unuttum, önümde yürüyen adamı belli belirsiz seçerek yola devam ettim.

Hotele vardığımızda, kalan son boş odanın bir saat önce tutulduğunu söylediler. Komisyoncu, yakınlarda başka bir hotel olduğunu söyleyince eşyaları tekrar yüklenip karanlık sokaklarda komisyoncunun ardından tekrar yürümeye başladım. Hotele vardığımızda da fazla düşünmeden hemen bos bir odaya yerleştim. Yeri önemli değil, bu gece kalayım yeter. Ertesi gün, hotelin terasına kahvaltı için çıktığımda kalmaya karar verdim. Hotel, civardaki en yüksek bina ve ghatlara da çok yakın. Teras manzarası ise harika, neredeyse tüm ghatlar gözüküyor.

Kahvaltı ettikten sonra ghatlari dolaşmaya çıktım. Hotel Lalita Ghat'a çok yakın, hemen yanında Hinduların asıl ölü yakma ghati olan Manikarnika Ghat'i var. Diğer ghatlardan önce buraya geldim. Her tarafta odunlar, kütükler yığılı, bir taraftan da büyük teknelerle odunları buraya getiriyorlar. Ghat, kısım kısım. Kastlara göre kişilerin yakılacakları yerler de farklı. Ölü yakma isini tüm kastların en altındaki kast olan doms kastına mensup olanlar yapıyor. Cesetler yakılmadan önce Ganj'ın suyu ile ıslatılıyor. Sadhu'larin, hamile kadınların, cüzzamlıların, yılan sokması sonucu ölenlerin cesetleri yakılmadan Ganj'a bırakılıyormuş. Eğer bir kişi 24 saatlik yol mesafesinde ise, buraya getiriliyor, değilse bulunduğu yerde yakılıyor.

Geldiğimde sadece aşağı kasttan bir ölü yakılıyordu. Fotoğraf çekmek yasak, o yüzden yandaki binaya çekip oradan seyretmeye karar verdim. Odunların arasından olunun bedeni pek seçilmiyor. Burada ölü yakma oldukça rutin bir is. Küçük bir Hintli gelip burayı biraz anlatmaya başladı. Bulunduğum yerde iki-üç yaşlı da bulunuyordu, ölümü bekleyen. Varanasi'de yanmak oldukça pahalı. Bir cenaze için 200-250 kilo odun gerekiyormuş ve bir kilo odun da 100 rupi kadar. Bizdeki kefen parası gibi, buradaki yaşlılar da odun parası biriktiriyorlar. Çocuk anlatırken yanımıza yaşlı bir kadın yanaştı, çocuk da onun için benden bir kilo odun parası istedi. 25 rupi verdim, daha fazla vermem için üsteledi. Bu parayı zaten anlattıkları için verdiğimi, başka vermeyeceğimi söyledim.

Sonra diğer ghatlari dolaşmaya çıktım. Yüze yakın ghat var Varanasi'de. Ghatlar dip dibe ve birinden diğerine yürüyerek geçiliyor, ancak her yer kum ve çamur içinde. Ganj ise oldukça sakin ve durgun akıyor, sanki 300 milyonu beslemekten yorulmuş gibi. Nehrin tasma zamanlarında 9-10 metre kadar yükseliyormuş. Ghatlarin üst kısımların da suyu seviyesinin geldiği yer belli oluyor. Nehrin taşıdığı kum ve çamur da kutsal sayıldığı için temizlenmiyor.

Dasaswamedh, Hanuman, Mansorowar, Meer derken Assi ghat'a kadar nehir boyunca yürüdüm. Dasaswamedh en yoğun ghat, her aksam yapılan merasim de burada yapılıyor. Ghatlarda dolaşırken sürekli olarak kayık kiralama, masaj yaptırma, saç kestirme için yaklaşıp laf atıyorlar. Yakını ölen biri saclarını kazıtıyordu, tepede bir tutam sac bırakarak.

Yürürken ikinci bir ölü yakma ghatina denk geldim. Yan yana iki ceset ateş ve odunlar arasında yanıyor. İkisinin arasından geçtim, yanmış bedenler daha açık ve ortada. Doms'lardan biri bedenin kenarda kalan bazı parçalarını tutup ateşe attı.

Aksam hava karardığında, ayin için Dasaswamedh ghatina gittim. Epey bir kalabalık da toplanmış, ayini bekliyordu. Davulların çalmaya başlaması ile ayin de başladı. Yedi kişi nehre karsı önce deniz minarelerinden üfledi, ardından tütsü, ateş ve mumlarla dört yöne çeşitli törensel hareketler yaptılar. Yaklaşık bir saat süren ayin boyunca davullar sürekli olarak çaldı. Ardından insanlar, tütsü, çiçek ve mum konmuş kaseleri nehrin sularına bıraktılar. Hotele geri dönerken yanımdaki kafa lambasını da açıp yolumu biraz olsun görebildim. Ancak yol boyu giderken pek de tekin gözükmeyen pek çok kişi denk geldi. Hotele geri donup terasa çıktığımda ise, yanan mumlar Ganj'ın üzerinde yavaş yavaş ilerliyorlardı.

Ertesi gün sokaklarda, caddelerde dolaşmaya çıktım. Varanasi'de Hindu kültürü, en yoğun hali ile yaşıyor. Burası, Hindistan’ın düğüm yeri, kat yeri sanki. Bir pazar yerinden geçip maymunların etrafında bolca bulunduğu tapınağı dolaştıktan sonra nehrin akış yönünde, ghatlara paralel caddelerde biraz yürüdüm. Varanasi'de epey bir Müslüman azınlık mevcut, çoğunluğu ipek ticareti ile uğraşıyor. Burada dikkatimi çeken bir husus da, neredeyse tüm hotel ve guest house'larda sıcak su olması. Bu pek alışıldık değil, hele hele burası gibi bir yer için. Sanırım civarda bir nükleer santral var.

Gece otobüsü ile Varanasi'den ayrılırken Rishikesh'te tanıştığım Rus asıllı bir İsrailli ile denk geldim. Rishikesh'te iki hafta kalmış, ardından Delhi üzerinden buraya gelmiş. Bana Rishikesh'te olan bir başka ölü yakma olayını anlattı. Avustralyalı bir genç kız, Rishikesh'te Ganj'nin azgın sularında yüzerken boğuluyor. Hemen ailesine haber veriyorlar, ancak ailesinin gelmesi bir haftayı buluyor. Bu süre içinde morg gibi bir yer olmadığı için ceset de çürümeye başlıyor. Geri götüremeyecekleri için ailesi cesedi yakmaya karar veriyorlar ve kızının içinde bulunduğu odunları ateşe veren kızın annesi oluyor.


Seyahat

Yolculuğa çıkarken yanınızda değerli saat, kolye gibi eşyalarınızı götürmeyin.