Ana Sayfa Seyahat Notları Udaipur

Udaipur

Jaisalmer'den 3 gibi kalkan otobüsümüz, gece 9 gibi Jodhpur'a vardı. Benim haricimde otobüste iki Tayvanlı ve bir İsrailli de var. Otobüs geldiğinde, yataklı isteyip istemediğimi sordu Hintli biletçi. Önceden tecrübe ettiğim için istemedim, 4-5 saat uyuyabildim böylece.

Gecenin bir yarısı Udaipur terminaline geldiğimizde ortalıkta sadece bir nöbetçi rikşa vardı. İsrailli ile beraber binip önce bir hotele doğru gittik, otel görevlisi uykulu uykulu bizi karşıladı. Fiyatı uygun gelmeyince rikşacının önerdiği yakınlardaki ikinci bir hotele gittik, oraya yerleştik. Hotel, sarayın hemen dibinde, ayrıca göl manzaralı.

Udaipur, Racistan'in en romantik, en albenili şehri, adeta Racistan'in incisi. Pichola Gölü, ve bu gölün üzerindeki Jagniwas ve Jagmandir adaları burayı bu denli çekici kılıyor. Bir göl, bir şehre ancak bu kadar güzellik katabilir. Pushkar'daki göl de oraya güzellik vermiş ama buradaki Pichola gölü, adalar, gölün çevresindeki beyaz renkli binalar, otellerin suya kadar inen islemeli Racistan tarzı küçük balkonlarıyla daha asil duruyor. Gerçi gecen sene bu koca göl kurumuş, ve tüm güzelliğini yitirmiş şehir. Hintliler bunu, 'kötü karma' ya bağlamışlar. Neyse ki ben geldiğimde gol yerli yerince duruyordu da, görme fırsatını bulabildim.

Gezmeye önce saraydan başladım. Saray, Racistan'in en büyük saray imiş, 16 yy ‘da yapımına başlanmış, simdi ise müze olarak kullanılıyor. Daha çok resimler, minyatürler, aynalı odalar var. İçeriyi dolaştıktan sonra sarayın göl kıyısında kalan kısmına doğru yürüdüm. Adalara giden ve golde gezinti için botlar buradan kalkıyor. Buraya giriş için ayrıca bilet almak gerekiyor. Biletleri, her gün için farklı olacak şekilde kartpostal bicimde bastırmışlar, bizim sansımıza o gün için Udaipur Raja'sının ufak bir bot içindeki resmi denk geldi. Raja, sarayın, gölün, adaların, buradaki otellerin ayni zamanda da sahibi.

Botla gezintiye çıkmadan önce göle ve adalara bakan bir teras-restoranda bir şeyler içip güzelliği seyretmek, ne yalan söyleyeyim, ayrı bir keyif. Çok güzel. Tam karsıda Jagniwas adaşı duruyor. James Bond'un Octopussy filmi burada çekilmiş. Hemen her hotelde de, filmin aksam gösterimi olduğu ile ilgili ilanlar var, lakin görme firkati bulamadım.

Saraydan çıkıp biraz da caddeleri arşınlamaya koyuldum, aksama tekrar günbatımında gelmek üzere. Udaipur ayni zamanda çok da turistik bir yer. Hediyelik eşya satanlar, özellikle de minyatürcüler epey çoğunlukta. Birkaç tanesine girip inceledim. İyi kalite olanları en az 500 rupiden başlıyor. Genelde eski kâğıt üzerine yapılmış, eski olduğu havasını vermek için. Kemik üzerine yapılanları daha güzel, daha ince islemeli ve daha pahalı. Dükkânlardan birinde fazla oyalanınca, dükkân sahibi bu sefer Ozel koleksiyonundan, erotik minyatürlerden parçalar göstermeye başladı.

Dolaşırken, caddede gezinen bir file de denk geldim. Dediklerine göre bunlardan Udaipur ‘da üç tane daha varmış, turistik gezi amaçlı.

Hava kararmak üzereyken tekrar gölün kıyısındaki restorana yola koyuldum. Adaların üzerindeki otellerin ışıkları yanmış, daha bir güzel gözüküyorlar. İki Hintli müzisyenin müzikleri eşliğinde, günesin batımına kadar manzarayı seyrettim. Bu arada, botlara gidiş için günlük biletler de yanmış oldu, en son bot saat 4'te imiş. Ertesi gün botların olduğu yere gidiş için tekrar bilet almak gerekecek.

Sabah kahvaltısını otelin terasından gölü ve adaları izleyerek yaptım. Dünkü biletler yandığı için yeni biletler alıp botların kalktığı yere gelmek lazımdı. Bir saatlik tur 150 rupi. Saat başı kalkıyor botlar. Arada Jagmandir adasına uğruyor, burada inerseniz bir sonraki bot ile geri dönebiliyorsunuz.

Önce sarayın kıyısından dolaşmaya başladı bot, buradaki köprü yakınlarına geldiğimizde Hintliler kadın yada çocuk fark etmeden gölde yıkanıyor yada çamaşır yıkıyordu. Ardından Jagniwas adaşı yakınlarından geçip Jagmandir ‘de durdu. Adanın etrafında çepeçevre büyük mermerden fil heykelleri süslüyor. Yakından gölün suyu yeşil renkte, kirli gibi duruyor. Golde ufak balıklar var, geçen seneki kurumanın ardından gole tekrar balıklar yumurtaları bırakmışlar anlaşılan. Çok fazla dolaşacak yer yok, eğer otelde kalmıyorsanız. Bir sonraki botla geri döndüm.

Sarayın yanından, caddelerden, köprülerden geçip gözüme kestirdiğim, adaya en yakın cay bahçesine doğru yürümeye başladım bu sefer. Yol boyunca gol kıyısında yıkanan, yüzen, çamaşır yıkayanlar denk geliyor. Çay bahçesine vardığımda ağaç altındaki bir masaya oturup kendime bir cay söyledim, manzaranın keyfini çıkardım. Bu arada, Pakistan'dan itibaren 'çay' dediğinizde sütlü çay getiriyorlar. Bizim çay için, 'black tea' diye ayrıca söylemek gerekiyor, ancak onun tadı da pek güzel değil. Sütlü çaydaki sut ise, tabi ki inek değil, manda sütü oluyor.

Udaipur ‘un ardından Mombai üzerinden Goa'ya geçmeye niyetliydim ama trenler Kasım ortasına kadar doluymuş. Otobüsle gidiş geliş 80 saatten fazla. Üstelik Mombai ‘de fazla kalmadan geri dönmek zorundaydım. Mombai, Goa, Karnataka'yi sonraya bırakıp Agra'ya geçmeye karar verdim.


Seyahat

Yolculuk öncesi herhangi bir fotoğrafçılık kursuna gitme imkanım olmadı, hatta daha öncesinden fotoğraf makinesini da pek kullanmadım. Yine de bir fotoğrafçılık kursuna gitmek gerekiyor, özellikle de portre çekimleri için.