Ana Sayfa Seyahat Notları Pushkar

Pushkar

Jaipur'dan ayrıldıktan sonra batıya, Racistan’ in içlerine doğru devam ettim. Sırada Pushkar var. Pushkar, Hindularca kutsal sayılan, Ajmer yakınlarında ufak bir kasaba. 3 saatlik bir yolculuktan sonra Jaipur otobüsü Ajmer ‘de değil de yol üzerinde bıraktığından, Ajmer'e gitmek için ayrıca rikşacılarla pazarlık etmek gerekti. Hava zaten sıcak, fazla üstelemedim. Yoksa artık alıştım, 10 rupi için bile pazarlık ediyorum.

Ajmer'e varınca Racistan daha bir kendini göstermeye başladı. Develerin çektikleri arabaları trafikte geçiyorsunuz. Erkeklerin baslarında çoğunlukla turuncu duş yada kırmızı desen kumaşlı baslıklar var, kulaklarında da çiçekli küpeler. Kadınlar, omuzlara örtülen ince şalları bu sefer yüzlerini tamamen örtmeye kullanıyorlar. Birisine bir şey söylemek için tülü kaldırdıklarında burunlarına taktikleri hızma yada büyük islemeli halkalar belli oluyor.

Tepelerin, kaya yarıklarının arasından gecen 15-20 dakikalık kısa bir yolculuktan sonra Pushkar'a vardım. Etrafımı önce rikşacilar sardı, ama bunlar diğerlerinden farklı. Burası kutsal sayılan bir yer olduğu için motorlu rikşalar pek yok. Onların yerine, bizdeki seyyar satıcı arabaları gibi arabalar var. Zaten ufak yer, yüklendim gidiyorum. Bu sefer de çiçekçiler yanıma geldiler, ufak küçük çiçekleri almam için uzatıyorlar. Dediklerine göre çiçeği alıp gole attığımda benim 'karma'm için iyi olacakmış. Tabi bu karma'nin da bir ücreti söz konusu. Daha önceden bunları kabul etmemek gerektiğini okuduğum için, aldırış etmeden yola devam ettim. Golün çevresini saran Sadar Bazaar'in ortalarında bir hotele yerleştikten sonra etrafı dolaşmaya çıktım.

Pushkar, Racistan’ in 'Beyaz şehri', buradaki evlerin beyaz renginden dolay. Kasaba, Pushkar gölünün etrafında yer alıyor, etrafı tepelerle çevrili. Oldukça güzel. Gole çok yakın olan iki dik tepede iki tapınak var, Savitri ve Pap Muchani tapınakları. Burada ayrıca pek çok irili ufaklı tapınak var, bunlardan biri de Brahma tapınağı. Denilene göre bu tapınak, Brahma'ya adanmış Hindistan'daki az sayıdaki tapınaktan biriymiş. Golün her tarafında da suya kadar inen ghat'lar yer alıyor. Gol ve etrafındaki evlerin görünüşleri gerçekten görmeye değer.

Golün sokaklarında dolaşırken, bir cenazeyi taşıyan kalabalığa denk geldim. Cenazeyi beyaz bir kefene sarmışlar, üzerine de çiçekler serpmişler. Öndeki bir brahmin bir şeyler söyledikçe arkadaki kalabalık da onun ardından söylediklerini tekrar ediyordu. Peslerine takıldım, mezarlığa kadar takip ettim.

Mezarlığa, yakılacağı yer kadar getirdiler, beyaz bir kul tepeciğinin yanına bıraktılar önce. Brahmin dua okumaya devam ederken bir başkası da bir torbada getirilen sudan kefene su serpiyordu. Ardından 7-8 kişi, hemen yakınlardaki odun yığınlarından tartarak odun getirmeye başladılar. İki büyük odunu kul tepeciğinin ustunuz yerleştirdikten sonra cenazeyi bunun üzerine koydular. İrili ufaklı diğer odunları da her tarafı örtecek şekilde çaprazlamasına yerleştirdikten sonra da ateşe verdiler. Sonradan gelenlerden bazıları ellerine aldıkları odunları ateşe atıyordu.

Akşam gün batımına yakın, milletin güneşi batırdığı yere geldim. Manzara gerçekten harika, hele goldeki yansımalarıyla birlikte. Günesin batışını seyrederken Hintli çalgıcılar gelmiş, tabla ve adını bilmediğim yaylı bir müzik aletini çalarak ortamı da mistik, bambaşka bir havaya sokuyorlardı. Burada da İsrailliler çoğunlukta, hatta gün batımı sırasında iki genç haham da orada, diğer genç İsraillilerle konuşuyorlardı. Oradaki İsraillilerden birine yaklaşıp 'siz niye bu kadar çoksunuz, ülkeyi tahliye mi etmeye karar verdiniz?' mealinden bir soru sordum. Zaten 5 milyon nüfusları var, Cin'den çok nüfusları varmış gibi duruyorlar.

Bunların derdi askerlikmiş. Erkek için üç sene, kadınlar içinse iki sene askerlik hizmeti varmış. Askerlik sonrası devlet bunlara hatırı sayılır bir tazminat veriyormuş. Bunlar da askerlik sonrası Güney Amerika, Hindistan, Tayland, Avustralya gibi ülkeleri kapsayan bir geziye çıkıyorlarmış. Buradaki hahamlar da İsrailli gençlerin yabancı kültürlerden etkilenip 'dinlerini kaybetmelerini' önlemek için buradaymış. Kendisini dini değilmiş, Sabbath'lara katılmıyormuş.

Gece hotele geldiğimde ise uyku tutmadı. Sanırım hotelin yakınlarında diskotek tarzı müzik yapan bir yer var, sürekli dans, tekne müzikleri geliyordu. Golün karsı tarafından da sürekli olarak ilahi müzik eşliğinde gelen ritmik 'Hare Krisha, Hare Krisha' sesleri de bunlara karışıyor. Ertesi gün oteldeki en uç odaya yerleştim de biraz rahat edebildim.

Golün etrafını dolaşırken çiçekçilerden birkaçı çiçek uzatıp, göle atmam için ısrar etti. İstemeyince bu sefer de bazıları 'Pushkarlılara saygınız yok mu, Hintlilere saygınız yok mu?' diye üstelediler. Cevap vermeyip ghat'ları dolaşmaya devam ettim.

Göl kutsal sayıldığı için göle yakın yerlerde ve gölün üzerindeki köprüde ayakkabıları çıkarmak gerekiyor. Dolaşırken, yabancı bir brahminle beraber 4-5 yabancı turistin bir çeşit ayinimsi tören yaptıklarına denk geldim. Golün kenarında durmuş, Hindistan cevizi yada ona benzer şeyleri gole adar gibi hareketler yapıyorlardı. Biraz izledim, sonra yakınlardaki bir gölgeye doğru yürüdüm.

Hava oldukça sıcak, sıcaktan bunalan maymunlar da burada gölgeye sokulmuşlar. Tam resimlerini çekerken içlerinden biri fırlayıp yakınlardaki bir satıcıdan muzu kaptığı gibi çatılardan birine sıçradı. Gezmek beni de acıktırmış, ben de yakınlardaki bir büfeden ananaslı, muzlu, mangolu, narlı, elmalı bir muslin yedim, harikaydı. üstelik 1 $ tuttu.

Akşam tekrar gün batımı için Sunset cafeye yöneldim. Yalnız bu günün bir özelliği var, Hinduların kutsal günlerinden biri imiş. Köprünün karsı tarafından başlayıp dans eden, oynayan kalabalık bir grup tüm pazarı geçip yanımıza kadar geldi, bir sure dans edip oynamaya devam ettiler. Ardından faytonla yanlarında getirdikleri tanrı resmini alıp bir tapınağa doğru gözden kayboldular. Gün batimi ile birlikte bu sefer havai fişek gösterileri başladı.

Buradaki tüm tapınaklara yabancılar giremiyor. Rangji ka adında, oldukça güzel görünen bir tapınağın sadece dışarıdan fotoğrafını çekebildim. Kapıda duran iki görevli giriş cicisi kontrol ediyordu. Diğer tapınaklarda da bazı sadhu'lar ve hacılar vardı. Tapınaklarda svastika, yani gamalı haçlar, dış duvarlarında yer alıyor. Mutluluk sembolü olduğunu okumuştum, ama orada konuştuğum bir brahmin bereket sembolü olduğunu söyledi.

Üç gün burada kaldıktan sonra Jodhpur'a, Racistan'in 'Mavi Şehri’ne bilet aldım. Normalde, buradan gidişlerde Ajmer üzerinden gidiliyor diye biliyorum ama benim otobüs direk buradan kalkıyormuş. Zaten otobüsü yola çıkınca normal olmadığını anlamam uzun sürmedi.


Seyahat

Hayvanların doğal yaşamda fotoğraflarını çekmek için, hayvanların saklanamayacakları savan, step tarzı açık alanlar uygun. Sık ormanlık alanlarda hayvanlar genellikle saklanıyor ya da gece dışarı çıkıyorlar.