Ana Sayfa Seyahat Notları Lahor

Lahor

Kalkma saati 3, 4 derken nihayet 5:30 da tren Quetta garından kalktı. Kısmetimde Lahor'a kadar 22 saatlik bir tren yolculuğu var. Belucistan yolu beni o kadar yormuş ki, 12 saat aralıksız uyumuşum. Sabaha karsı tren, Multan'da durunca kompartımandakilerden biri, görevliye seslenip benim için de bir kahvaltı istedi, omlet ve sütlü çaylı..

Tren, Indus vadisi boyu ilerlerken ben de Pakistan köylerini seyrediyorum. Etraf o kadar yeşillik ki... Indus buralara hayat vermiş. Çeşit çeşit ağaçlar, mısır, şekerkamışı, Ayçiçek tarlaları, bir-iki katli koy evleri, mandalar, develer, pide yapan kadınlar, tuğla işletmelerinin uzun bacaları..

Kompartımanda benim haricimde beş kişi daha var. Muhabbet etmeye başladık. Pakistan’da çeşitli etnik grup ve aşiretler var ve kendilerine has dilleri, görünüşleri. Pakistan’da resmi dil Urdu. Güneydeki Sind eyaletinde basta Sindhi olmak üzere, Urdu, Pencabi ve Pashto konuşuluyor. Başkenti Lahor olan Pencab'ta Pencabi dışında Saraiki de konuşulan dillerden. Belucistan ‘da konuşulan dil, Beluci. Kuzey batı eyaletinde ise Pashto ana dil. Belucileri biliyorum, diğer insanların hangi bölgeden olduğunu nasıl ayırt ettiklerini soruyorum. Görünüşlerinden, yüzlerinden hemen ayırt edilebildiğini, eğer iki hafta Pakistan’da kalırsam benim de kolaylıkla ayırt edebileceğimi söylediler.

Yanımdaki, karsımda oturan giyimi kuşamı düzgün ve eğitimli olduğu belli olanı işaret ederek 'Mesela karsındaki bir Pashto. Çoğunlukla eğitimsiz olurlar ama onun eğitim aldığı belli' dedikten sonra karsımdaki de onu onaylarcasına kafası salladı. Buralarda herhangi bir etnik kökene sahip olmak, birini diğerine ustun kılan bir nitelik değil, sadece bir özellik gibi algılanıyor. Sind'lerin ve diğerlerin özelliklerini sıraladıktan sonra ekledi 'Ama sonuçta hepimiz Adem'in torunlarıyız'.

Bunu görüp bunu duymak için bu trene binmişim.

Lahor, Pencab eyaletinin başkenti (Penc-ab : beş su), ayni zamanda Pakistan in kültür, eğitim ve sanat merkezi. Güneydeki Karaci ise ülkenin sanayii ve endüstri merkezi. Pencabiler m.ö. 12-15 yy da buraya gelen Indo-aryanlarin bir kolu imiş, şimdiki Pakistan nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyorlar. Moğolların 'büyük yolu' buradan geçiyor, dünyanın en verimli tuz yatakları da burada.

Tren Lahor garına varınca, kompaktımdaki bir öğrenci ile hotel bakıyoruz. Civardaki hotellerin hırsızlık yönünden epey sabıkalı oldukları yazılı kitapta, size verilen haricinde otel personelinde anahtarların kopyasının olduğundan bahsediliyor. Sonunda bir hotele yerleştim. Hotelin bulunduğu yer otobüs duraklarında çok yakın.

Sabah erkenden Lahor kalesi ve Badşah caminin olduğu güzergâhtan gecen bir otobüse bindim. İnanılmaz bir trafik var. Otobüsler, riksalar, Suzuki kamyonetler, inek ve eşeklerin çektiği kağnılar, bisikletler, kısaca her şey var bu trafikte. Sürekli korna sesleri duyuluyor, bazen trafiğin hangi taraftan arktiğini kestirmek zorlaşıyor. İran’daki, yayaların geçiş üstünlüğü burada yok, karsıdan karsıya geçerken her araca ve her ineğe dikkat etmek gerekiyor.

Lahor kalesi civarlarında inince Alamgiri kapısına kadar yürüyerek gittim; dilenciler, parato, sütlü cay satanlar, otobüs yada Suzuki dolmuş bekleyenler arasından. Kale, eski şehrin sınırları içerisinde, pek çok kereler yıkılıp tekrar inşa edilmiş. İçinde Akbar, Şahcihan, Cihangir gibi Moğol imparatorlarının sarayları, bahçeleri, odaları mevcut. İngilizler zamanında kalede yapılan değişiklikler de var. Bazıları kalenin duvarlarını sağlamlaştırmak için, bazıları da odaları silah deposuna çevirmek için. Cihangir'in, esi Nurcihan için yaptırdığı ancak Nurcihanin göremediği havuzu gezerken yanımdaki rehber, siyah mermerleri gösterdi. Havuzdaki islemelerde siyah mermerden kalpler, burası yapılırken ölen Nurcihan için Şah’ın üzüntüsünü gösteriyormuş.

'Filler Yolu’ndan inip Badşah camine doğru yöneliyorum. Cami ve kalenin girişleri karşılıklı. Cami, sivri minareleri, mavi ağırlıklı cini islemeleri, bozkırı çağrıştıran ferah mekânı ile göze çarpıyor. 60 bin kişilik bir cami. Hemen sağ tarafında da kutsal emanetlerin olduğu bir müze var. Ayrıca Muhammed İkbal’in mezarı da burada.

Muhammed İkbal, unlu bir sair, filozof, ve bir tasavvuf ehli. 1930'lu yıllarda Cambridge’de okurken arkadaşları ile 'İlk bağımsız Müslüman devleti' fikrini ortaya koymuşlar. Pakistan adi buradan geliyor, pak temiz ülke anlamında. Muhammed İkbal’in söyle bir sözü aklımda kalmış; ''Dün gece oturdum, ağladım, sızladım tanrım 'Neden Müslümanlar hor, hakir' dedim. Sonra cevap verdi bana kalbim 'Onların kalbi var ama gönülleri yok' diye''

Lahor'un ana caddelerinden Quaid-i Azam'a gitmek için bir rikşa çevirdim, etrafta çok görmüşlüğüm var fakat bu daha ilk tecrübe edişim. Rikşalar, uç tekerlekli motosikletten bozma tasima araclari. Benzinli olani da var, ama gorduklerimin cogunun arkasında mutfak tüpleri duruyordu. Binmeden anlatması oldukça zor, hele hele böyle bir trafikte. Elektrikli ağaç testeresinin üzerinde seyahat ettiğinizi ve dört bir tarifinizin bunlarla çevrili olduğunu düşünürseniz belki bir fikir verebilir.

Quaid-i azam'in başında inip Lahor müzesini gezdim. Güzel bir müze, içinde tas devrinden günümüze kadar olan İslami, Sih, Budist, Hindu eserleri var. Bulvarı başından sonuna kadar yürüyüp Bagh-i Cinnah'ta biraz mola verdim. İçeriye adim attıktan neredeyse birkaç metre sonra bulvarın gürültüsü kayboluyor. Burası ayni zamanda bir arberetum yanılmıyorsam, etraftaki çeşit çeşit ağaçların adları, kökenleri de tabelalara yazılmış. İçerideki geniş alanda kriket oynayanları tribünden seyreden 200-300 kişilik bir kalabalığa dalıp ben de biraz oyunu seyrettim. Pakistanlılar krikette bos değiller, dünya şampiyonlukları var.

Ertesi sabah Cihangir ve Nurcihan'in mezarlarının olduğu yere gitmek için yine bir rikşa cevirdim, çünkü şehrin merkezinin biraz uzağındalar her ikisi de. Hatta gidince görüyorum ki, kentin kenar mahallesi sayılabilecek tenha yerler buraları. Nurcihanin mezarından Cihangirin mezarının olduğu yer gitmek için tren raylarının arasından geçip epey bir yürümek zorunda insan. Biraz gezdim, ama açıkçası oldukça bakımsız kalmışlar.

Pakistan biraz daha kalma niyetindeydim, Taxila ve Gilgit taraflarını görmek için. Özellikle de Karakurum, Himalaya ve Hindikus sıradağlarının kesiştiği kuzey bati eyaletini. Ayrıca Peşaver de etnik çeşitliliği görme açısından farklı olabilirdi. Afganlar, Özbekler, ... Buradaki Darra kasabası da her türlü silahın ve silah imalathanelerinin bulunduğu ünlü bir kasaba, istediğiniz tur silahı bulabilirsiniz. Henüz bir roketatar alma hevesi oluşmadı bende.

Pakistan ile ilgili dikkatimi çeken husus, buradaki bazı erkeklerin saclarına kına yakmaları. Bir de, bir başkasını onun bilmediği bir yere götürürken elinden tutup götürmeleri.

Otelden çıkışımı yapıp sınır kasabası Wagah'a doğru yola koyuldum. Yol boyunca giderken kenar mahallerin, varoşların arasından geçiyor otobüs. Dışarıda yarı çıplak çocuklar şehrin çamurlu kanalında oyun oynuyorlar.

Lahor, bir ders olsaydı herhalde adi 'Hindistan'a Giriş' olurdu.


Seyahat

Seyahat çeklerinin ikişer fotokopisini çektirip farklı çantalarda bulundurun.