Ana Sayfa Seyahat Notları Jodhpur

Jodhpur

Sabah erkenden Puşkar otobüslerinin kalktığı terminale gelip, otobüse yerleşince ilk dikkatimi çeken önde, şoförün hemen yanında bulunan küçük tanrı heykelciği ve üstüne konmuş pembe çiçekler oldu. Şoför, fanilasıyla direksiyon başında otururken heykelciğin yanında yanan tütsünün dumanı da otobüsü dolduruyordu. Şoförle yolcuları ayıran bölmenin şoför mahalli kısmında oturulacak çepeçevre yekpare koltuklar var, ama sanırım bunlara şoförün tanıdıklarına ayrılmış. Bölmenin yolculara bakan kısmında ise ayrı camekanlar içinde, çok kollu parlak bir şiva ya da vişnu heykeli, durmuş bir duvar saati, ikisinin ortasındaki büyük camekanda ise ipe asılmış bir erkek külotu bulunuyordu. Nedense durumu hiç yadırgamadan yerime geçtim..

Otobüs hareket edince, kasabanın yollarından sapıp kırık dökük koy yollarına doğru yöneldi. Sanırım yine şehirler arası belediye otobüsüne denk gelmişim. Köylerden aldığı yolcuları biraz ileride indirip yeni yolcular alıyordu, ki bunların çoğunluğu da okula giden ilkokul öğrencileri. '6 saat böyle mi gidecek?' derken otobüs bu sefer artık yolun da olmadığı, kum ve toprak üzerinde gitmeye başladı. Bu biraz daha iyi, çünkü bozuk yolda o kadar çok sallanıyor ki, kumda gitmek daha düzgün.

Nihayet 5,5-6 saat sonra Jodhpur terminaline varabildik. Puşkar'da konuştuğum yabancılardan biri, eski şehrin olduğu yerde bir guest house önermişti. Rikşa ile kalenin arkasındaki yere doğru kıvrımlı sokaklardan gitmeye başladık. Haritada, bu yerdeki sokakların neden çok az belirtili olduğunu simdi anladım. Sokaklar o kadar kıvrım kıvrım, küçük küçük ki bunları haritalamaya imkan yok. Bazen bir rikşanin bile zar zor geçeceği yerler var. Evler de hep mavi renkte, bulmaya imkan yok.

Geldiğim guest house, 400 yıllık bir han, zaten adında da guest house değil, haveli olarak geçiyor. Odaların kapısı, eski han kapılarından. Ancak Hindistan'da kaldığım en iyi yerlerden biri çıktı.

Jodhpur, Racistan'in 'Mavi şehri'. Jaipur ve Puşkar'daki gibi, Jodhpur da bu adi eski şehir, kale surları içinde bulunan evlerin renginden dolay alıyor. Tar çölünün kıyısında bulunan şehir, Jaipur'dan sonra Racistan'in ikinci büyük şehri imiş. Ayrıca Sam Neill de oynadığı 'Ormanın Kitabi' filmi burada çekilmiş.

Haveli ‘den çekip yukarı, kaleye doğru tırmanmaya başladım. Fatehpol kapısından girdikten sonra yukarıdan şehrin mavi rengi çok daha belirgin gözüküyor. Kaleye doğru ilerledikçe pek çok turist rehberleriyle dolaşıyordu, bazı turistlerin ellerinde de sesli rehberlerden var. Kaleye vardım sayılır, birazdan müzelerine gireceğim ama gariptir henüz hiçbir bilet gişesine denk gelmedim, etrafta dolaşıyorum. Arada da birkaç tane turist grubuna dahil olup, rehberlerini dinledim.

Kale, 125 metrelik bir tepenin üzerine inşa edilmiş, benim girdiğim Fatehpol de dahil olmak üzere yedi kapısı var. Asil giriş ve bilet alma yeri de Jayapol kapısıymış, sonradan öğrendik. Müzeleri gezdikten sonra Lohapol kapısına yöneldim. Burada, Maharaja'nin ölümünden sonra kendilerini ateşe atarak öldüren 15 eşinin el izleri, kapının girişindeki duvarda duruyor. Hindistan'da, kocanın ölümünden sonra katinin kendini ateşe atarak yakma geleneğinin adi sati. Lahor'da da kaleyi rehberle gezerken, Sah Cihan’ın Müslüman, Sih ve Hindu eşleri olduğunu, ölümünden sonra Hindu eslerinin de kendilerini ateşe attıklarını söylemişti rehber.

Sati, İngiliz sömürge döneminde yasaklanmış. Ancak okuduğum bir Hindistan gezi kitabında daha değişik bir kendini yakma olayından bahsediyordu. Hindistan'da başlık parasını erkek tarafı değil, kız tarafı veriyor. Evlendikten sonra gelinin kayınvalidesi, kayınpederi ve diğer erkek tarafı gelini başlık parası için zorlamaya başlıyorlar. Bu zorlama bazen öyle bir raddeye geliyor ki, boşanma olmadığı için gelin, üzerine kerosen döküp yakıyor, ve bu olay kayıtlara 'mutfak kazası' olarak geçiyormuş. Üstelik bu tur vakalar az değil, istatistiklere vurulacak kadar varmış.

Kaleyi gezdikten sonra yokuş aşağı, saat kulesinin olduğu yere kadar yürüdüm. Burası bildik pazar yeri, tentelerle, yere serili mallarıyla saat kulesinin çevresinde kurulmuş; arabalar, rikşalar ve kalabalığın arasında. Yalnız hava çok daha sıcak, gelene kadar iki litre su bitirmişim, susuzluğum geçmiş değil. Bir meyve suyu büfesine gidip önce ananas suyu, ardından bir lassi bitirdikten sonra tren istasyonuna doğru yola devam ettim. Yolda da bir başka büfeden papaya aldım. Tadını merak ediyordum, pek beğenmedim. Jaisalmer'e express gece trene bilet kalmamış, sabah giden bir yolcu treni var ama o da çok uzun zamanda varıyormuş. Mecburen otobüsle gitmek zorundayım.

Haveli'nin olduğu yeri bulmama pek imkan yok, onun için bir rikşa çevirip, havelinin kartvizitini uzattım. Yarı yolda bizim rikşaci da kayboldu, 5-6 kişiye sora sora bulduk bizim eski hanin yolunu.

Ertesi gün Osiyan çölüne doğru yola koyuldum. Buradaki köye yaklaştıkça yol kenarlarında, Afrika’daki evlere benzer evler gözüküyor. Daire seklinde, ufak, etrafı tuğladan, çatısı sazdan yapılmış köy evleri. Koy yakınlarında, aralarında Jain tapınaklarının da olduğu pek çok tapınak var. Jainizm, Hindistan'da çok yaygın değil, toplam 4 milyon kadar. Jainler, kurtuluş için 'ahimsa' (acı vermemek) ilkesine çok önem verirmiş. Bu ilkeye göre, Jain'ler nefes alıp verirken bile herhangi bir canlıyı öldürmemek için ağızlarına maske takarak dolaşır, kati ve kesin bir vejetaryen yasam sürerlermiş. Bir yere oturacakları zaman da, herhangi bir böceği ezmemek için yanlarında taşıdıkları süpürge ile oturulacak yeri süpürürlermiş.

Tapınağa girdiğimizde Bombay'dan gelen bir hacı kafilesi de içeride idi. Beyaz, düz bir kumaşı üzerlerine almış, ağızlarını da bir bezle kapamış bir halde içeride tütsü yakıp dua ediyorlardı. Tapınaktaki heykellerin gözleri, heykelin renginden farklı olarak beyaz renkte ve çok belirgin. Tapınaktaki islemeler de çok detaylı, aralarında erotik denebilecek olanlar da var. Dışarı çıktıklarında, hacı kafilesinde bulunanlardan birine resmini çekmek için rica ettim. O'da tapınak önünde fiyakalı bir poz verdi, o şekilde çektim.

Ardından Jodhpur'a dönüp, hayvanat bahçesinde biraz dinlenmek için oturdum. Hindistan'da nerdeyse her ağaçta sincaplar var. Oynasan, birbirlerini kovalayıp taklalar atan sincapları biraz besledikten sonra da haveliye geri dondum, İngilizce gazetelere biraz göz gezdirdim. Ilık sayfalarında Keşmir’deki depremden söz ediyor, ancak Keşmir değil PoK (Pakistan occupied Keshmir) diye tabir kullanıyorlar. Bu arada bizimle de ilgili bir haber var, Orhan Pamuk'a Nobel ödülü verme konusunda komite ikiye bölünmüş diye.

Spor sayfalarında da kriket haberleri çoğunlukta. Hindistan gazetelerine de 'nasılmış' diye bakarken İngilizce verilmiş eş bulma ilanları dikkatimi çekti. Yaklaşık dört sayfa sadece bu ilanlardan var. Kadın-erkek adayın güzel yada yakışıklı olduğu belirtildikten sonra eğitimi, boyu, mesleği yer alıyor. Büyük çoğunluğunda da aşağı kastların başvurmamaları ilana eklenmiş.


Seyahat

Hayvanların doğal yaşamda fotoğraflarını çekmek için, hayvanların saklanamayacakları savan, step tarzı açık alanlar uygun. Sık ormanlık alanlarda hayvanlar genellikle saklanıyor ya da gece dışarı çıkıyorlar.