Ana Sayfa Seyahat Notları Borneo

Borneo

Kuching, Sarawak özerk bölgesinin başkenti, aynı zamanda da Malezya’nın Borneo adaşındaki en büyük şehri.

Şehir, deniz kenarında yer alıyor, Sarawak nehri ise şehri ikiye ayırıyor. Ancak şehrin yapılaşmalarının büyük kısmi, nehrin bir yakasında. Main Bazaar, nehre paralel yaklaşık 1 km kadar, eski bir Çin Tapınağı olan Tua Pek Kong'a kadar devam ediyor. Devamındaki Jalan Tunku Abdul Rahman caddesinde Hilton, Holiday Inn ve Crown Plaza gibi otelleri ve modern alışveriş merkezleri var.

Geldiğimin ertesi günü Bako Ulusal Park'a gitmek için yola çıktım. Burası, şehre biraz uzakta. Sabah erkenden önce Bako kasabasına kadar otobüsle gelip, buradaki limandan kayıklara binmek gerekiyor. Kayıkçı ile anlaşıp ne zaman döneceğimi söyledim, çünkü gelgitten dolayı kayıkların adaya yanaşmaları zorlaşıyor.

Bako Ulusal Parkına biraz da Probiscus maymunlarını görmek için geldim. 'Ormanın Pinokyolari' probiscus'lar uzun, kırmızı burunları var. Probiscus'larin yerel dildeki adları 'Orang Belanga' imiş, yani Hollandalı. Sömürge döneminde buraya gelen batılıların sıcak ve nemden burunlarının kızarmasından dolayı :)

Parkta iyice işaretlenmiş 15'ten fazla parkur var. Bazıları parkın içlerine kadar devam ediyor, bazısı daha kısa, deniz kenarındaki plajda son buluyor. Uç tanesini dolaştım, ancak hiç bu kadar terlediğimi hatırlamıyorum. İnanılmaz bir nem var. Hollandalılar(!), Pako adındaki parkurda görülebiliyor, o yüzden önce o parkura gittim. Giderken de dönerken de hiç Hollandalı göremedim diye üzülürken, tam parkurun başlangıcında garip bir ses duydum. Nereden geliyor diye bakarken bir ağaçta uç tane probiscus fark ettim.

Normalde sadece sabah erkenden ve akşam üzeri dışarı çıkıyorlarmış. Dönerken, kayıkçı maymun görüp göremediğimi sordu. Gelenlerin büyük kısmi göremiyormuş.

Kota Kinabalu, Borneo üzerindeki bir başka özerk bölge olan Sabah’ın başkenti. İkinci dünya savaşındaki bombardımandan şehrin büyük kısmi yitilmiş, o yüzden şehirde elli yıldan eski bina yok. Burası, Kuching'e nazaran biraz sevimsiz. Zaten buraya gelmek için en büyük neden de devasa granit kütle olan Kinabalu daği. Dağa tırmanmak 2-3 günlük süre istiyor. Ben tırmanmadım, onun yerine parkta biraz dolaştım. Dönüşte deniz kıyısındaki Filipino markete uğradım, gün batimi izledim.

Endonezya'ya, Malezya yarımadasına dönüp Sumatra üzerinden giriş yapmak yerine, doğu Borneo üzerinden girdim. Yalnız biraz zorlu oldu. Bundan önce Laos'ta, Vang Vieng ‘den Champasak'a gelirken 24 saat içinde bin km'ye yakın yol gitmiş, arada Vientaine ‘de 10'dan fazla tuk-tuk ile güney terminaline gitmek için pazarlık yapıp, Pakse'de 5-6 hotel baktıktan sonra Champasak'a devam etmiş, hotele eşyaları bıraktıktan sonra kasaba dışına öğlen sıcağında 20 km bisiklet sürmüştüm.

Kota Kinabalu'dan Tawau'ya uçtuktan sonra buradan Nunukan'a yaklaşık bir buçuk saat botlarla gelmek gerekiyor. Sıcaklık, nem, koşuşturmaktan o kadar yorulmuşum ki Nunukan-Tarakan arasındaki hızlı botların arkasında, hemen dibimde zırıl zırıl çalışan 200'er beygirlik üç tane motora rağmen uyumuşum.

Tarakan'a gelince önce hotel baktım, biri dolu diğeri de hem pahalı hem kötü. Şehirdeki egzoz dumanı ise insanın gözlerini yakıyor. Hava kararmadan önce limana geri dönüp Samarinda'ya bot baktım, ancak haftanın belirli günleri varmış. Hava kararınca bir havayolu şirketinin acentesin girdim, ertesi gün için hemen bir Samarinda uçak bileti aldım. 'Uçaklarınız nasıl?' diye sordum, 'İşte böyle' diye duvardaki bir resmi gösterdi. 'Almasa mıydım?' diye düşündüm. Neyse, artık almış olduk.

Gece başlayan yağmur hiç kesilmeden öğlen, uçak kalkana kadar devam etti. Uçak da, yolun yarısına kadar bulutların arasında giderken sürekli sallanıyordu. Samarinda'ya inince sıcaklık daha da kendini göstermeye başladı.

Ekvatora iyice yaklaştım.

Bir motosiklet tutup hotellerin, daha doğrusu kalınabilecek iki hotelin olduğu yere geldim. Biri yine dolu, diğeri ise çok pahalı. Fazla düşünmeden Balikpapan otobüslerinin kalktığı yere taksi-van ile geldim. Otobüs tıka basa dolu, tek kişilik bos yer var, oraya geçip oturdum. Ama otobüs sof orunun 'doluluk' kavramı biraz daha değişikmiş, biraz daha insan alıp koridoru da doldurduktan sonra hareket etti. Ormanların içinden ilerlerken sıcaklık ve nem daha da arttı. Sanırım ekvatoru burada geçtim.

Artık güney yarımküredeyim.

Balikpapan'a vardığımızda yine taksi-van'larla pazarlık edip, kalınabilecek bir hotelin olduğu yere geldim. Burası da dolu imiş. Hava kararınca başka bir hotele geldim. Çok şükür yer var, ama hotelin bulunduğu yer tam dörtyol ağzında. Tüm trafik gurultusu, kornalar odanın içinde duyuluyor.

Ertesi gün sabah erken kalkıp Surabaya için uçak bileti baktım, acenteler açılınca hemen birine girip o gün için uçak bileti aldım. Surabaya'ya vardım varmasına da, Bromo volkanına gelinceye kadar doğru dürüst uyumak pek nasip olmadı.


Seyahat

Sınırlarda para bozdururken çok düşük kurdan paranızı bozacaklardır. Buralarda yetecek kadar, az para bozdurun.