Ana Sayfa Seyahat Notları Agra

Agra

Agra'ya Udaipur'dan direkt giden otobüsü kaçırdığım için Jaipur otobüsüne akşam 9'a bilet aldım. Biraz acele olduğu için de yerim en arkada, en son koltuk. Yaptığım en kötü yolculuklardan biri oldu. Sabaha karşı Jaipur'a vardığında, otobüsten inip Agra otobüslerinin kalktığı terminale kadar, yanıma yaklaşıp laf atan bisikletli rikşalar ile 15 dakika yürüdüm. Agra'ya her yarım saatte bir otobüs varmış, ama resmi otobüslerden. İlkine atladım. 6 saat sonra Agra'daydım.

Agra'ya yaklaştıkça Ganj de kendini gösteriyor, etraf değişmeye başlıyor. Her yer yeşillik, tarlalar, ağaçlar.. Yol kenarındaki bataklıklar da çoğalmaya başladı. Bataklıkların hemen dibine kurulmuş köyler, bataklık kenarında oynayan çocuklar, bataklığın içine girip bir şeyler toplayan insanlar, bataklıkta serinleyen mandalar hep bu manzaranın içinde. Bir de yol kenarında ufak, bir metrekare tahta kulube-dukkanlar ilk defa burada dikkatimi çekti.

Terminale varınca rikşacıların yanına gidip birine Taj Mahal'e ne kadara götüreceğini sordum. Biraz uzakmış, 8 km kadar. 50 rupi istedi. Çok garip, ortalıkta fazla rikşa yok, rehber kitapta da buradaki rikşalardan ve yırtıcılıklarından söz ediyor. Rikşaya atladım, Taj'in hemen yakınlarında, terasından görünen bir hotele yerleştim.

Ertesi gün sabahtan Taj Mahal'e güney kapısından bilet aldım. Bilet çok pahalı, 750 rupi. Bu para ile bir hafta bir hotelde kalınır! Üstelik Agra kalesi 750 rupilik bu bilet fiyatının içinde değil, ayni gün içinde olmak şartıyla 50 rupilik indirimi var. Neyse, parayı ödeyip içeri girdik. Çok fazla insan yok, 2-3 bin kişi kadar civarı.. Çoğunluğu da Hintli turistler.

Yapı gerçekten güzel, inci gibi. Aşk için inşa edilmiş en güzel yapılardan biri, belki de en güzeli. Sah Cihan, 2. esi Mümtaz Mahal için yaptırmış. Doğum sırasında ölen eşinin üzüntüsünden, Şah’ın bir gecede saçlarının beyazladığı söyleniyor. Yapımında 20 bin kişi calipmiş. Yapımında çalışanlardan bazılarının elleri ve parmakları sonradan kesilmiş, ayni beceriyi bir başka yerde göstermemeleri için.

Taj'in içerisine girmek için ayakkabıları çıkarmak ya da kuşet geçirmek gerekiyor. Pazartesi günleri de temizlik için kapalı. Etrafındaki kuleler minare seklinde yapılmış ama Taj bir cami değil. Mümtaz Mahal ve Şah’ın asil mezarlarının olduğu yer Taj'in altında, üst kısımda görünenler süsleme amacıyla duruyor. İç kısımda fotoğraf ve video çekimi de yasak.

Bir saatten fazla kalıp iyice seyrettim Taj'i. Yan tarafların cami ve medrese bulunuyor. Yamuna nehrinin karsısında, uzaktan Agra Kalesi görülüyor. Koyu ve siyah akan nehrin içinde, bilim adamları canlı yaşama ihtimalinin olmadığını söylemişler. Nehrin üzerindeki küçük bir adacıkta ise bir adam çömelmiş duruyordu. Ne yaptığı uzaktan seçemedim. Taj'in hemen arka tarafında ise Hindistan’ın diğer bir yüzü, bataklık kenarında gecekondular, nehre giren ve oynayan çocuklar.

Kaleyi görmek için yürümeye başladım, zaten araları da çok uzak değil. Atlı faytonlar yol boyu isliyor, bisikletli rikşalar da yaklaşıp kaleye kadar götürmeyi teklif ediyorlar. Biri ile epey bir muhabbet ettim. 'Kaleyi görmek için o kadar para verme' dedi. Kalenin dörtte birlik bir kısmi sadece turizme açıkmış, geri kalan kısımlar askeriye tarafından kullanılıyormuş. Kalenin etrafını dolaşırken Agra tren istasyonunun yakınlarında pusuda bekleyen rikşalara da denk geldim. Gelecek tren seferini bekliyorlardı herhalde.

Ayni yoldan Taj Mahal'e doğru geri dönerken Taj'in diğer bir kapısındaki kuyruğa denk geldim, metrelerce sürüyordu. Kartpostal yada küçük hediyelik eşya satanlar sadece yabancı turistleri değil, Hintli turistleri de bireyler almaları için ikna etmeye çalışıyorlardı.

Ertesi gün Fatuhpur Sikri'ye gitmek için yola koyuldum. Idgah terminalinden kalkan otobüsler bir buçuk saat sonra Fatehpur'a varıyor. Bir pazarın içinden geçip biraz merdiven tırmandıktan sonra 54 metrelik Bulend Darwaza kapısına geçip içerideki avluya girdim. Ayakkabıları dışarıda bırakmak gerekiyor.. Avludaki beyaz türbeye girdiğimde insanların çok hisli bir şekilde dolaştırılıp çıkabildiğini gördüm, çıkışta ise iki kişi neredeyse zorla yardım topluyordu. Üzüldüm. Türbenin gözenekli taslarına da insanlar dileklerinin olması için iplik bağlıyorlardı.

İngilizce kitaplarda Mughal diye geçiyor, ayni zamanda Hintliler ve Pakistanlılar da bu deyimi kullanıyorlar. Yanlış bilmiyorsam bizde Babürlüler olarak geçiyor Hindistan da hüküm sürmüş bu imparatorluk. Onlardan bozulmamış olarak kalan en önemli yapı iste bu Fatehpur Sikri, bir hayalet şehir. Sanki her şeyi bırakıp gitmişler gibi. Şehri dolaştıktan sonra tekrar geri döndüm.

Otel görevlisinden Varanasi biletini almasını istemiştim. Almış, ancak Varanasi ‘ye değil. Onun yakınlarındaki Mughal Sarayı kasabasına. Hindistan'da trene binmek daha kısmet olmadı, hemen parayı verip bileti aldım. Hindistan'da çok etkin bir tren ulaşım ağı var, dünyanın üçüncü büyük demiryolu ağı. İngilizlerin Hindistan’a koloni döneminden kalma bir hediyeleri.

Ertesi sabah erkenden Agra kalesi yakınındaki tren istasyonuna gittim. Treni beklerken biri yaklaşıp biletime baktı. Numaraların başında 'WL' yazıyor. 'Bekleme listesindesin, adını kontrol etmen gerek' dedi. Beraberce gidip kontrol ettik, onaylanmamış. 'Bu ne demek?' dedim. Trene biletim var ama oturmaya biletim yokmuş. 10 saatlik yolculuk. Bu da iyi.


Seyahat

Gün içinde harcayacağınız miktarı bir cebinize önceden koyun. Böylelikle günlük ne kadar fazla harcama yaptığınızı anlayabilirsiniz.