Ana Sayfa Kütüphane Tiyahuanako Kültürü - Virakoça Destanı

TİYAHUANAKO KÜLTÜRÜ - VİRAKOÇA DESTANI

Bolivya'nın And Dağları bölgesindeki Titikaka gölünün güney kıyısında hüküm sürmüş gelişmiş önemli bir dağ uygarlığı olan Tiyahuanako kültürüne aittir.

Tiyahuanako'nun, yaklaşık MÖ 1000 yılında bir köy olduğunu ve MS yaklaşık 500'den 1200'e kadar And kültürünün yaygınlaşmasında iki bin yıldan fazla bir süre halkları etkilediği saptanmıştır. 1550'lerin başında, Peru'daki İspanyol valisinin resmi çevirmeni Juan de Betanzos tarafından kaydedilen söylence, bir öyküsel Peru şarkısından almıştır.

Peru ile Bolivya arasında uzanan Titikaka Gölü, hem Peru-İnka hem de Bolivya-Aymara söylencelerinde önemli bir role sahiptir. İnkalar, egemenliklerini Titikaka Gölü'nün Bolivya kıyılarına dek genişletince, yerli Aymara halkının efsanelerini benimsemişler ve kendi ulusal bakış açılarını yansıtmak için Tiyahuanako kültürüyle değiştirmişlerdir.

İnkaların siyasi değerleri de onları, o dönemde Aymara dili en yaygın biçimde konuşulan yerli dil olmasına rağmen, kendi dilleri olan Keçua'yı (Quechua) imparatorluklarının resmi dili olarak kullanmaya yöneltmiştir. Ancak İnka imparatorları, Aymara halkının İnka otoritesini ve dinini kabul etmesini istemişlerse de Aymaralar, kendi eski dinlerinden vazgeçmek gereğini duymamışlar, dolayısıyla iki din birlikte yaşamıştır.

Bugün, beş milyondan fazla insan, hâlâ Keçua dilini konuşmaya devam etmektedir. Ama Aymara dini de yaşayan bir dindir. Aymaraların çoğu bugün de And Dağları'nın Bolivya bölümünde yaşamaya devam etmekte ve hâlâ çobanlık ve tarımla geçinmektedirler.

Başlangıçta her şeyin prensi ve yaratıcısı olan Efendi Kon Tiki Virakoça hiçlikten çıktı ve dünyayı ve gökyüzünü yarattı.

Ardından hayvanları ve henüz herhangi bir ışık biçimi yaratmadığı için sonsuz bir gecenin karanlığı içinde, dünya üzerinde yaşayan dev insan ırkını yarattı. Bu ırkın davranışı Virakoça'yı kızdırınca, bu kez Titikaka Gölü'nde yeniden ortaya çıktı ve bu ilk insanları taşa çevirerek cezalandırdı.

Daha sonra büyük bir tufan yarattı. Kısa zamanda en yüksek dağların dorukları bile sular altında kaldı. Virakoça selin tüm canlıları yok ettiğinden emin olunca, yeryüzü tekrar açığa çıkana kadar suların çekilmesini sağladı. Aynı biçimde ay ve yıldızlan yarattı ve her parlak ışığı kendi yolunda yerleştirdi.

Elinin bir işareti ve ağzından çıkan bir emirle bazı tepe ve dağlar çökerek vadi oldu. Bazı vadiler de tepe ve dağ oldu. Bir başka el işareti ve emirle, kayalıklardan tatlı sulu dere ve nehirler fışkırdı, dağların kenarından dökülerek vadilerin içinden akü. Bundan sonra Virakoça dikkatini yeni hayvanlar ve yeni bir insan ırkı yaratmaya çevirdi.

İlkin gökyüzünde uçmaları ve sessizliği şarkılarıyla doldurmaları için kuşları yarattı. Her tür kuşa söylemesi için ayrı bir melodi verdi. Tüm hayvanları yarattığında, Virakoça artık insanları yaratmaya hazırdı. Onları taştan şekillendirmeye karar verdi; taştan adamlar, taştan kadınlar ve taştan çocuklar biçimlendirdi ve boyadı.

Kadınların bazılarını hamile olarak yarattı. Bazılarını ise, çocuklarına bakan kadınlar olarak yarattı; beşikteki küçük çocuklara yaşam verdiğinde onlara bakacaklardı. Bazılarına uzun saçlar, diğerlerine de kısa saçlar çizdi. Her heykelin üzerine o kişinin giymeye devam edeceği giysileri çizdi. Böylece Virakoça, her insana yaşarken sahip olacağı görünümü verdi.

Sonra Tiyahuanako'da bu taştan halkın bir kısmı için taştan bir yerleşim yeri biçimlendirdi. Son olarak Virakoça, taştan heykellerini gruplara ayırdı. Her bir gruba yetiştireceği yiyeceği, konuşacağı dili ve söyleyeceği şarkıları verdi. Sonra taştan heykellerin hepsine, yeryüzünün altına gömülmelerini ve kendisi ya da yardımcılarından biri onları çağırana kadar orada kalmalarını emretti.

Virakoça kendisiyle birlikte Titikaka Gölü'nden çıkan dostlarına görevlerini açıkladı. "Bir kısmınızın kuzeye, bir kısmınızın güneye ve geri kalanınızın da erkenden doğan sabah güneşine doğru yürümenizi istiyorum. İnsanları yerleştirmeyi düşündüğüm bölgeleri aranızda paylaştırın. Bölgenize vardığınızda su kaynaklarına, mağaralara, nehirlere ya da yüksek dağların yaylalarına gidin. Bu yerlerden bölgeniz için ayırdığım taştan grupları çağırın." Böylece, Virakoça'nın dostlarının her biri yaratma işleminde yardıma oldu ve ülkeye pek çok insan grubu yerleştirildi. Her bir "Virakoça" kendi taştan grubunu çağırdığında, Vira-koça "evreni yaratan Kon Tiki Virakoça, insanlarına yarattığı taş heykellerden dışarı çıkmayı ve bu bölgeye yerleşmeyi emrediyor! Bölgenizde yaşayın ve sayınızı artırın" diye seslendi.

Virakoça da, And Dağları'nı aşan Kraliyet yolundan, daha sonra Cuzco kenti olacak yere doğru yürüdü. Yolculuğu boyunca grup grup insanları çağırdı ve her gruba topraktan nasıl geçineceklerini öğretti. Onlara her ağacın, her bitkinin, her meyvenin, her çiçeğin adını söyledi. Onlara hangilerinin iyi birer yiyecek kaynağı olduğunu, hangilerinin hastalık ve yaraları iyileştireceğini ve hangilerinin kesinlikle ölüm getireceğini gösterdi.

İnsanlara, birlikte barış içinde yaşayabilmeleri için birbirlerine iyilik ve saygıyla davranmalarını da öğretti. Bu arada Virakoça'nın yardımcıları da aynı bilgiyi kendi bölgelerinde ortaya çıkan insan topluluklarına öğretiyorlardı. Virakoça bu işlemi, karşısına taşlarla silahlanmış bir insan topluluğu çıkana kadar sürdürdü. Onlar Virakoça'yı tanımadılar ve ona saldırdılar. Virakoça göklerden ateş yağdırarak onları cezalandırdı.

İnsanlar taşlarını yere attılar ve Virakoça'nın ayaklarına kapanarak ona teslim oldular. Virakoça sopasının üç vuruşuyla alevleri söndürdü ve onlara yaratıcıları olduğunu açıkladı. Bu insanlar Virakoça'nın büyük bir taş heykelini yaptılar.

Virakoça'nın göklerden ateş indirdiği yerde bir tapınma yeri oluşturdular ve heykeli içine yerleştirdiler. Onların torunları bu kutsal yerde altın ve gümüş sunmaya devam etmektedirler.

Sonunda Virakoça, Cuzco olarak adlandırdığı yere vardı. Bu bölge için bir yönetici yarattı ve deniz kıyısına döndü. Yardımcıları da ona katıldılar ve batan güneşe doğru okyanusa açıldılar.

Onları son görenler, sanki deniz sağlam bir karaymış gibi dalgaların üzerinde yürüyüşlerini hayranlıkla izlediler. İnsanlar bu olayın anısına, yaratıcılarına, "denizin köpüğü" anlamına gelen Virakoça adını verdiler.

Virakoça ve dostlarını bir daha asla gören olmadı.

Vahşi yaşama yakından tanık olduğunuz doğal parklarda, hayvanlara yaklaşmanız çok olası değil. O yüzden gezi için uygun olan, hem uzak hem yakın çekim yapabileceğiniz lensleri tercih edin. Yalnız bu lenslerin dezavantajı netlikten kaybetmeniz.